Sayfalar

16 Nisan 2018 Pazartesi

ses bir ki!

iki aydır hiç bir şey yazmamışım..ne bileyim öyle çok yazacak bir şeyler de yok gibi..




bu aralar gündem arin'in okulu. önümüzdeki eylül anaokuluna başlamalı, sonraki sene de ilkokul bir. devlet mi olsun özel mi olsun? saatler uymuyor, bakıcı mı olsun? bilemedik, işin içinden çıkamadık. şu an görünen; sanırım özel bir okul olacak, artı bakıcı olacak ve biz taşınacağız falan filan. yıldık yeminle..zormuş bilogcan, bu okul işi yaşlandırdı bizi...


bir de artık bizim dünya görüşümüzü falan biliyorsun tabii, o yüzden ekstra zor.


neyse sıkıcı bir konu işte...


ben bir ses vereyim istedim. keyfimiz yerinde çok şükür...hepimiz iyiyiz..arin gittikçe ballaşıyor, ben gittikçe aklımı kaybediyorum :)

13 Şubat 2018 Salı

eski yazılarımı okuyorum çünkü manyağım! yapacak bir sürü işim var ama motive olamıyorum..


şu yazıma denk geldim ve arin'e bir şey söyleyesim var.


arin,


biz o parkı vermedik oğlum! hala duruyor! etrafı değişti, etrafını kaptırdık..ama park bizim! ağaçlar bizim! biz o yaz tarih yazdık oğlum!


"sen ileride o parktaki ağaçlar sökülmesin diye nöbet tutanlar olduğunu duyunca inanamayacaksın" demişim..valla ben de inanamıyorum düşününce..arin, bir düşünsene oğlum ya bu ülkede ağaçları korur olduk biz, sökülmesin diye nöbet tutar olduk başlarında..gülüyorum şu an bunu yazarken, sinirden..


"sen doğunca o ağaçlar olmayacak..biz senin elinden tutup seni taksim'e götürdüğümüzde sen orada koskocaman bi avm göreceksin.." demişim..vermedik oğlum biz parkı! avm falan da yok! kışla yapcaz dediler sonra zaten, yapamadılar onu da..park bizim.


direndik be arin çok direndik..ha ne değişti dersen, her şey aynı, hatta daha da kötüye gidiyor..öyle boka batmış vaziyette ki memleket nasıl düzelir bilemiyorum artık..düzelir mi? pek umudum yok..


bir yanım, parkı vermediğimiz gibi ülkeyi de vermeyiz diyor; bir yanım, ülke çoktan gitti diyor..


sen, ağaçlar sökülmesin diye nöbet tutanlardan ol oğlum..

7 Şubat 2018 Çarşamba

mucize

hani bir oyun var ya, kartları ters çevirip koyuyorsun sonra aynılarını bulmaya çalışyorsun..heh işte "aynısını bulmaca" oynuyoruz bu aralar arin ile. çok seviyor ve hepimizi yeniyor :) dün yine oynadık. bitince "dur sayacaz" dedi. ben saydım sonra o saymaya başladı ve fark ettim ki benim oğlum baya baya sayıyor :)


ben arin'i öğrendiğimde şok geçirdim. her kontrolde doktor oluşan yeni bir uzvunu gösterdi, şaşırdım. doğsun da neye benziyor görelim artık diye sabırsızlandım. emzirirken öyle tatlı olurdu ki, o kadar masum dururdu ki "Allah'ım bana bu hallerini unutturma" diye dualar ettim hep. "çabuk büyüyor bu günlerin kıymetini bil" dediler, bir öptüysem bin öptüm, bir sardıysam bin sardım. ağladı, mızırdandı, keyifsizleşti. diş dedik, gaz dedik..tahmin tahmin.."ah" dedim "konuşsa da derdini söylese"..


büyüdü. derdini söylüyor, memnuniyetini söylüyor. mutluyum diyor, küsüyor, şakalaşıyor, daha dün mama sandalyesinde püreler yedirdiğim bebek bize yemekte eşlik ediyor..


ultrasonda görünen o fasulye dün topladığı 28 tane kartı saydı, galibiyetine sevindi..hayran kaldım ben bu mucizeye....

12 Ocak 2018 Cuma

sevdiğim


pazar günü boş bulunup arin'e en sevdiği arkadaşının ateşlendiğini ve okula gelemeyeceğini söyledim. üzüldü, hem de çok..sonra gitti doktor setini aldı, ve bana "anne ata'nın annesine mesaj yazar mısın yarın okula gelsin, ben ona bakarım" dedi..merhametini sevdiğim..






haftasonu harika kanatlar'ın bir bölümünü izledik. dubai'ye gittiler. "şükran, teşekkür ederim demek" falan gibi bir şey söyledi jett. ertesi gün harika kanat oyuncaklarıyla oynarken "anne ispakya'ya mı gitmişlerdi? hani şükrü olan bölümde?" dedi. uydurmasını sevdiğim..




oyuncakçıya gittik. sadece bakacam diye söz verdi ama tabii ki "tavuğun dötüne çocuğun sözüne güven" olmaz kuralımız burada da bozulmadı ve beğendiği bir oyuncak için tutturmaya başladı. almadım. eve gelene kadar "istiyorummm" diye mıyır mıyır mızırdandı. inadını sevdiğim..




semizotu salatasını yeşil makarna, fırında karnabaharı fırın makarna diye yedirdik. bayılarak da yedi. saflığını sevdiğim..




geçen haftasonu uyandı, beni yanına çağırdı. yatakta sarıldı, "seni çok seviyorum, seni bugün hiç üzmicem annecim" dedi. masumiyetini sevdiğim..


aklına estikçe saymaya başlıyor. 10 ve 20 arası çok iyi gidiyor, sonrası şöyle: 11-12-..18-19-yirmion! 30lar 40lar 50ler hepsi 30-10, 40-10, 50-10. zekasını sevdiğim..







24 Kasım 2017 Cuma

öğretmenler günü

arin'i büyütürken kendi çocukluğumu fazlasıyla hatırlıyorum. bazen gerçekten fazlasıyla...


travmalarımı da hatırlıyorum dolayısıyla. gerçi çocuk sahibi olana kadar bunların çoğunun travma olduğunun farkında bile değildim..belki de hala değillerdir ve ben abartıyorumdur.


bir ilkokul öğretmenim vardı. hayatınızda karşılaşabileceğiniz en kötü öğretmen. sınıfı fakirler ve zenginlere göre düzenleyen, zenginlere daima iltimas geçen, iki öğrenciyi gözdesi bellemiş saçma bir öğretmen. ve yeni mezun falan değil, senelerin öğretmeni...


bir keresinde köy ne demek onu öğreniyorduk. köye gidenlerin anlatmasını istedi. benim de babannemin akrabalarının yaşadığı bir köy vardı heh dedim onu anlatayım. anlattırmadı. köy bizim köyümüz değilmiş dıdımın dıdısınınmış. sonra gözdelerinden birini tahtaya kaldırdı, kız piknik için gittikleri köyü anlattı. köyü satın aldılarsa demek...


sonra beden dersinde tutturdu parende at diye. atamıyorum. hala da atamam. amuda da kalkamam mesela, kafamın daima yukarıda olması mühim benim için. at, atamam at, atamam derken ben bu kadına tokat attım. bak üzerinden 25 sene falan geçti hala pişman değilim.


biz çocukken öyle herkes takdir teşekkür almazdı, zordu yani. şimdi sınıfın kapısının önünden geçene veriyorlar. takdir aldım bi sene. zaten karneleri verirken takdir ve teşekkür alanları düğündeki takı çığırıcıları gibi tanıtıyordu. işte bunun gözdeleri yine almışlar takdirleri bu saydırıyor "x takdir, y takdir" sonra bir anda "pelin takdir" dedi. karneyi uzattı tam alacağım o kadar insanın arasında "dur ben bi daha bakim senin karnene emin misin" dedi. aldım takdiri. rezil olarak. takdir alamayacak kadar salak olduğum cümle aleme gösterilerek...


veli toplantısı yapardı. boşanan aileler için ayrı yapardı. daha el kadar çocukken kimin anası babası boşanmış bilirdik, kimin babası kapıcıymış, kiminki yöneticiymiş bildiğimiz gibi...


öğretmenler gününde çiçek getirirsen beğenmezdi. maddi değeri olmalıydı hediyenin.


okulu hiç sevmedim hayatım boyunca, hep nefret ettim. bu kadından da hep nefretle bahsettim. annemler bu nefretin farkında olmalılardı ama beş sene boyunca benim bu kadar nefret ettiğim bir kadına maruz kalmama engel olmadılar. çünkü öğretmen haklıydı hep, çünkü etim o kadının kemiği onlarındı, çünkü çocuk abartırdı, çünkü civardaki en iyi öğretmen oydu ve beni onun sınıfına yazdırmak için çok uğraşmışlardı, çünkü ben çocukken "travma" henüz keşfedilmemişti, çünkü çünkü çünkü...


sonraki senelerde bir sürü öğretmen tanıdım. hiç birini sevmedim. sevgiyle bahsettiğim tek bir öğretmenim bile yok. okul yıllarımın tek bir gününü bile özlemiyorum. bazen kabuslarımda tekrar okuduğumu falan görüyorum. sosyal medyada tanıdıklarım dışında tek bir öğretmen arkadaşım bile yok.


arin yukarıda saydıklarımın bırak onda birini, binde birini bana anlatsa, cümle içinde geçirse, ima etse hemen müdahale ederim. umarım karşısına hep iyi öğretmenler çıkar...


biliyorum bir yerlerde iyi öğretmenler de var. sosyal medyada arkadaş olduklarım var, nuriye ve semih var, haksız yere mesleğinden olan ama yüreği mesleğinin aşkıyla atan öğretmenler var. onların günü kutlu olsun ve mesleğinden ayrı düşenler bir an önce mesleklerine, öğrencilerine kavuşsun.


ancak benim ilkokul öğretmenim gibi olanlar umarım mesleği bırakmışlardır..

7 Kasım 2017 Salı

düdük 4 yaşında!

arin 11 ekim'de 4 yaşına girdi ve ben yazmamışım!




doğumgününü okulda kutladık. akşam da yemeğe gittik ve yemek sonrası gittiğimiz bir bar/cafe'de yine kutladık ahahaha :) çocuum 4 yaşına gece hayatıyla girdi :)




109 cm ve 18.700 kiloluk küçük adamım sen çok yaşa! iyi ki varsın! iyi ki annenim! seni aklının alamayacağı kadar çoook seviyorum!! ♥



1 Kasım 2017 Çarşamba

zamansal sayıklamalar..

arin çok uzun süredir kreşe gidiyor biliyorsunuz. önce günde 2 saat oyun grubu, sonra yarım gün sonra da tam gün gitmeye başladı. henüz 24 saat çakacak bir kreş bulamadığımız için tam gün gitmeye devam ediyor :p


neyse..


ilk zamanlar ağlama falan oldu tabii ufak tefek ama hiç "gitmicem krizleri" ya da başka majör problemler yaşamadık kreşle ilgili. e bir de üçümüz aynı anda evden çıkıyorduk, sanırım arin'e doğal geliyordu o yüzden. zaten hiç arkamızdan ağlayan bi bebek de olmadı.


ben avrupa yakasında çalışırken, çalıştığım şirketin anadolu yakasındaki fabrikasına geçiş yaptım 1 sene kadar önce. tabii düzenimiz değişti. artık ben, hem aras hem de arin uyurken evden çıkıyorum, çünkü mesai saatlerim de değişti. arin'i babası okula bırakıyor, ben akşam alıyorum. düzen bu..


ama şu lanet istanbul trafiği beni mi takip ediyor ne halt ediyorsa yine buldu beni! ya daha önce kıta değiştiriyordum, köprü trafiği çekiyordum, geç geliyordum. evim ve işim aynı kıtada oldu, şimdi de saçma bir e5 trafiği başladı! ve bu trafik hemen hemen 2 aydır öyle bir arttı ki benim servisten iniş saatim neredeyse 20 dk kadar attı! şaka gibi..


bu durumda arin okulda son kalan çocuk oluyor. okul akşam 7ye kadar açık ve ben yediye çeyrek kala falan alabiliyorum arin'i. tabii bütün çocuklar çıkmış oluyor. zaten annesi çalışan çok az çocuk var okulda..sabah da 8e doğru bırakıyor babası, yani çook uzun bir süre okulda oluyor. son zamanlarda "yarın okul var mı?" diye sormaya başladı. var dediğimizde pek ses etmiyordu ama bir kaç kere "ya of siz de hep var diyorsunuz" diyor. sonra cumaları "yarın haftasonu arincim" dediğimde aşırı seviniyor. ama öte yandan okulda çok eğleniyor ve okulu sevdiğini de söylüyor. ama sanki sıkıldı. ya da süre gerçekten çok uzun..başka bir çaremiz de yok ki..


okulu el değiştirdi ve on numara oldu bu değişiklik. arin de baya motive bu konuda. daha önce epey şikayetçi olduğumuz konular vardı, ancak şimdi tam bizim istediğimiz gibi bir çizgiye geldi. yani hala şikayetçi olsaydık ve ben arin'in okulunu değiştirme konusunda kararlı olsaydım valla fabrikanın olduğu ilçeye taşınırdım ve eve daha erken gelirdim. ama şimdi okul konusu elimi kolumu bağlıyor, çünkü alıştı, çünkü arkadaşlarını seviyor, çünkü öğretmenlerini seviyor, çünkü çünkü çünkü..


ben aslında bütün bu "zamansal" sorunları beynimin gerilerine atmıştım ama arin geçen akşam onu okuldan aldığımda eve yürüyene kadar "lütfen beni en son alma anne" diye ağladı. kafam allak bullak..ertesi gün de sona kalmıştı ve sorun etmedi ama o akşam etti..ve şu an tek düşündüğüm her akşam yarı loş bir okulda tek başına öğretmeniyle boynu bükük bir şekilde beni beklediği..off......


lütfen bırak işi evde otur demeyin, zira asıl sorun benim çalışmam değil, dolasıyla çözüm de bu değil..